medeniyetimiz - Orta Oyunu

 
medeniyetimiz
Ana Sayfa
Ahilik
Arif Molu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Dede Korkut Destanları
Ders Ders Bakmayın
Diline Sahip Ol!
Ebru
Güzel Dinimiz
Geleneğin Gücü
Hat
Kişisel Gelişim
Kuş Evleri
Kültür ve Medeniyet Kavramları
Lale ve Gül
Minyatür
Mizah
=> DUVAR YAZILARI
=> YAP-BOZ OYNA
=> Komik devamı
=> Orta Oyunu
Müzik
Nevruz
Oğuz Kağan'ın Torunları
Osmanlı Medeniyeti
Örnek Şahsiyetler
Pardus
Problemler ve çözümleri‏
Projelerim
Sayokan , Spor ...
Sosyal Sorumluluk Projesi
Şiiristan
Tıp
Türk Birliği
Türk Piramitleri
Veli Kitabı
Güzel Siteler
Yabancı Ülkelerdeki Türk Milletvekilleri
Türk Lirası'nın simgesi
Ziyaretçi Defteri
Kemal Sunal Filmleri Özelinde Eski Türk Filmlerinin Zararları
Yerli-Milli Yazılımlar
   





 

Orta Oyunu

 

Ortaoyunu her şeyden önce ortada oynanan bir oyun, meydan oyunudur. Ortaoyununda bulacağınız bütün özellikler, gösterit özellikleri bu ortanın olurluklarından doğma özelliklerdir. Şimdi şu soruyu soralım;
Ortaoyunu niçin ortada oynanır da başka yerde oynanmaz? Başka yerde oynanan oyun niçin ortaoyunu olmaz?
 Bunun nedenini ortaoyununun doğuşunda aramak doğrudur. Bence ortaoyunu geleneksel Türk halk tiyatrosunun, "öz tiyatro" adını verdiğim geleneksel Türk tiyatro anlayışının özel, özgün bir türüdür. Ortaoyununun bir tiyatro kolu olarak değerini anlayabilmek için önce "tiyatro nedir" sorusuna doğru olarak karşılık vermeliyiz. Tiyatro deyince insanın aklına ilk gelenlerden biri sahnedir. Sahne nedir? sahne tiyatronun kendisi, özü müdür, yoksa takıntılarından biri midir? Sahne gidince tiyatro sanatı da birlikte gider mi? Sahnesiz tiyatro oynanmaz mı?

  Önce Batı'nın yamuk bir düşüncesi, tiyatroyu eklektik, karma anlayışı üzerinde duralım. Batı'daki birtakım tiyatro düşünürlerine göre tiyatro sanatı diye kendi başına buyruk bir sanat yoktur. Tiyatro edebiyat, müzik, resim, dekor, mimarlık sanatlarından oluşma karma bir sanattır. Bu anlayışa göre, tiyatronun gelişmeleri, kendine varlık veren bu sanatların gelişmelerine bağlıdır. Bu anlayışa göre tiyatro, bu gibi sanatların yalnız bir toplanma, uygulanma alanıdır. Bu düşünce çok yanlıştır. Çünkü hiç bir katması olmayan, yalnız kendisi olan, kendisi olarak yaşayan tiyatro türleri vardır. Bizim köy sohbet oyunları, ortaoyunu, Türk kuklası olan el kuklası, karagöz, meddah gibi. Bunlar yabancı sanatlardan yardım dilenmeyerek yüzyıllarca yaşamışlar, yine de yaşamaktadırlar. Tiyatro gerçeğini kavramak, tiyatronun felsefesini yapmak isteyen düşünce adamlarının ödevi bu gibi yamuk anlayışlara dil uzatmak değil her şeyden önce bu güzel sanatın ne olduğunu doğru olarak anlamak, anlatmaktır. Bunun için tiyatro sözünün bize düşündürdüğü sahne, perde, dekor, oyun, suflör konuları üzerinde biraz duralım.

 Tiyatro olan tiyatro olmayandan nasıl ayırmalı? Bunun için önce sezgimizle tiyatro olmadığını kestirdiğimiz takıntıları tiyatrodan atıp bakmalıyız, bu takıntılar atılınca ortada tiyatro diye bir varlık tekniği, varlık estetiği, kendine özgü bir varlık kalıyor mu kalmıyor mu? Böyle atıla atıla hiç atılamayacak, atılınca da tiyatroyu yok edecek olan bir öz kalıyor mu kalmıyor mu? Bu denemeyi yapmaya çalışalım. Tiyatro sözünün bize ilk hatırlatacağı takıntılar şunlardır: Sahne, perde, dekor, makyaj, kostüm, rejisör. Bunlardan sonra takıntı olup olmadığında duraklayabileceğimiz oyun yazarı gelir. Bir de tiyatronun özü olarak ele alabileceğimiz aktör ile onun aksiyonu gelir.

 Sahne tiyatro sanatının özü değildir. Tiyatro sahnesiz de var olabilir. Sahne aktörlerin rahatça görülebilmesi için yapılması düşünülmüş olan bir kerevettir, başka bir şey değildir. Eski zaman Roma tiyatrolarında bugünkü sahneler yoktu. O tarihlerde oyunlar açık havada, meydanda oynanırdı. Bizim orta oyunlarımızla köy sohbet oyunlarımız da böyledir. Sahne varlığının tiyatro sanatı için zorunlu bir varlık olduğunu düşünen tiyatro ideologları vardır. Döner sahneler yapılması da bu zorunluluk anlayışından ileri gelmiştir. Böyle düşünenlerden biri bizim gazetelerimizden birinde yazdığı bir tiyatro yazısında sahnenin oyundaki olay çevresini canlandıracak gerekli bir varlık olduğunu ileri sürmüştür. Bence olay çevresini canlandırıp yaşatacak olan sahnedeki dekor değil, seyircinin hayal gücüdür. Onun için gösterit bakımından önemli olan sahne, sahneyi donatmak değil, seyircinin yaratıcı hayal gücüne seslenmesini bilmektir. Bu işin olurluğu da aktörün aksiyonlarındaki canlılığa bağlıdır.  Bundan kırk yıl kadar önce İstanbul'da seyrettiğim bir ortaoyununda Kavuklu rolü yapan Pîşekar Hamdi, Kavuklu Ali ile birlikte sandalla Beşiktaş'tan Üsküdar'a geçiyor. Ortada hiç bir şey yok. Hamdi yere oturuyor, Kavukluya gel diyor, kavuklu da gelip Hamdi'nin karşısına oturuyor. Hamdi kürekleri eline alır gibi kollarını yukarı kaldırıyor. Kürekleri eline almış gibi avuçlarını sıkıyor. Her seferinde de heh! heh! diye ses çıkarıyor. Kavuklu Ali'nin bu davranışı o kadar içinden gelme, o kadar olurlu idi ki benim gibi bütün seyirciler de bayağı sandalla gerçekten kürek çeken bir adamı görmüş gibi oluyorlardı. Sözün kısası, tiyatro sanatında gerçek bir aktörün yaratacağı çevreyi gerçeğin kendisi bile yaratamaz. Tiyatro sanatı göze söyleyen bir sanat değil, içe işleyen bir sanattır. Onu plastik sanatların bir kolu olduğuna inanıp da bir psikanaliz sanatı olduğunu anlamayanlar tiyatronun ne olduğunu anlamamış olanlardır.

 Perde de tiyatronun kendisi, yardımcısı bile değildir. Perde aktör ile seyirciyi ayırmaktan başka bir işe yaramaz. Tarihte tiyatronun din töreni, kültür töreni, eğitim aracı olarak anlaşıldığı devirlerde perde yoktur. Perde tiyatronun bir eğlence sanatı, bir "oyun", bir gösteriş sanatı olarak anlaşıldığı devirlerde ortaya çıkmıştır. Perde tiyatrosunun naturalist anlayışından, pitoresk düşkünlüğünden, dekor tutkunluğundan doğma bir kalıntıdır.

 Dekor da böyledir. Dekor düşüncesi ayıp kapatma, gizleme, aldatma düşüncesidir. dekor gözü aldatmak için, değersizleri değerlendirmek için yapılır. Tiyatro kendi kendine yetici bir sanat olarak anlaşılınca süslenmek istemez. Tiyatro göze değil, içe söyleyen bir sanattır. Tiyatronun dekora imrendiği devirler kendini soysuzlaştırdığı devirlerdir.

 Sahne, perde, dekor için söylediğim sözler gibilerini kostüm ile makyaj için de söyleyebilirim. Bence ne kostüm ne de makyaj tiyatronun kendisi değildir. Othello kostümsüz makyajsız da oynanabilir. Böyle oynanınca da oyunluğundan hiç bir şey yitirmez. Elverir ki oynayanlar Othello'nun ne olduğunu, ne olmadığını iyice kavramış gerçek sanatçılar olsunlar.

 Suflörün de tiyatronun kendisi olmadığı besbellidir. O yalnız bir oyun okuyucusudur. Acaba tiyatro dediğimiz varlık yalnız oyun varlığı mıdır? Benim buna vereceğim karşılık şudur; Oyun tiyatronun kendisidir. Ancak tiyatro yalnız oyun değildir, oyunun ötesidir. Bu ne demektir? Oyun, yazarının kafasında yaşayan bir eylem sürecidir. Oyun bu eylemin kendisi değil, projesi de değil, yalnız edebiyat taslağıdır. Tiyatro oyun ile, ya da yazılı olmayan, kafada yaşayan bir tasarı ile başlar. Bu tasarının eylem durumuna gelmesi için oyunu eylemleştirecek olan bir insan gerekir: Bu insan aktördür.

 Rejisör nedir, niçin vardır? En yaygın bir anlayışa göre rejisör bir ustadan başka bir şey değildir. Tiyatro sanatında önderleri dağıtan, çalışacakları seçen, onlara sanatın yolunu gösteren bir ustadır. Rejisör budur. Rejisör böyle anlaşılınca, o yerine göre gerekli yerine göre de gereksiz olacaktır. Aktörün toy olduğu yerde rejisör gereklidir. Aktörün yetişkin olduğu yerde rejisör gerekli değildir.

 Benim sahne, perde, dekor gibi tiyatro takıntıları için söylediklerimi bu konulara karşı duyduğum bir soy direncinin sonucu olarak anlayanlar olabilir. Bu anlayış doğru değildir. Öünkü ben bunlar olmasın, kullanılmasın demiyorum. Yalnız bunlar tiyatronun kendisi değildir, ancak takıntısı , en çok da yardımcılarıdır diyorum. Sahneye gelince, onu hiç istemiyorum. gerçi anfi biçiminde olmayan düz tabanlı tiyatro binalarında sahne aktörlerin seyirciler yönünden kolayca seyredilmesini sağlayan bir kerevet işini görmektedir.  Ancak, sahnenin bu iyiliğini unutturacak bir kötülüğü vardır. Sahne oldukça aktörler, gövdelerini seyirciye çevirmek zorunda kalacaklardır, hiç bir zaman halk ortasında oynayan sanatçıların devinme olurluğunu elde edemeyeceklerdir.

 

 Şimdi orta oyunu ele alıp onda ne gibi tiyatro öğeleri var olduğunu görelim.

 A. Orta oyunu sahne tiyatrosu değil, açıkhava tiyatrosu, meydan tiyatrosudur.
 B. Orta oyunu dekorsuz olarak oynanır , ortaoyununda dekor yoktur.
 C. Orta oyunlarının oyunu, yazıcısı, metni de yoktur. Konuları kollektif, kamul konulardır.
 D. Orta oyunun konuları ustadan çırağa geçe geçe gelen kamul konulardır.
 E. Orta oyununda rejisör yoktur. Kimse kimseye rolünü öğretmez.
 F. Orta oyununda suflör de yoktur. Ortaoyuncular söyleyeceklerini kendileri bulup söylerler.
 G. Orta oyunundaki kişilikler belli insanların belli insanların özel kişilikleri değil Kavuklu, Pişekar, Arap, Acem gibi soyut genel tiplerdir.
 H. Orta oyunu nun yaratıcı gücü aktörün kişiliğidir.

 Ortaoyunun bu özellikleri üzerinde durduktan sonra onu bir de karagöz'le karşılaştıralım. Karagöz şekil bakımından bir hayal oyunudur. Psikoloji bakımından da bir diyalog oyunudur. Orta oyunu bir gövde oyunu olmakla birlikte o da bir diyalog oyunudur. Karagöz suretlerinin bu diyalog temeli üzerine kendilerine göre bir kuruluşu vardır. Ortaoyunundaki kişilerin de diyalog temeli üzerindeki kuruluşları bu oyun meydanının olurluklarına göre bir türlüdür. Ortaoyuncularının bu gidiş gelişleri ile yarım daireler çizmeleri hep bu meydanın geometrik olurluklarına göredir. Karagöz'ün düzlük üzerinde doğan güzellikleri ortaoyununda tekerlekten doğan güzellikleriyle karşılaşır.

İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu Türk Dili Dergisi Sayı 215

Orta oyunu hakkında ayrıntılı bilgi: Geleneksel Türk Tiyatrosu, Prof: Metin And

 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=