medeniyetimiz - Minyatür

 
medeniyetimiz
Ana Sayfa
Ahilik
Arif Molu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Dede Korkut Destanları
Ders Ders Bakmayın
Diline Sahip Ol!
Ebru
Güzel Dinimiz
Geleneğin Gücü
Hat
Kişisel Gelişim
Kuş Evleri
Kültür ve Medeniyet Kavramları
Lale ve Gül
Minyatür
=> MİNYATÜR devam
Mizah
Müzik
Nevruz
Oğuz Kağan'ın Torunları
Osmanlı Medeniyeti
Örnek Şahsiyetler
Pardus
Problemler ve çözümleri‏
Projelerim
Sayokan , Spor ...
Sosyal Sorumluluk Projesi
Şiiristan
Tıp
Türk Birliği
Türk Piramitleri
Veli Kitabı
Güzel Siteler
Yabancı Ülkelerdeki Türk Milletvekilleri
Türk Lirası'nın simgesi
Ziyaretçi Defteri
Kemal Sunal Filmleri Özelinde Eski Türk Filmlerinin Zararları
Yerli-Milli Yazılımlar
   





 

MİNYATÜR

 Çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır.

Osmanlıda el yazması resimlerine minyatür denilse de ilk zamanlarda nakış , minyatür ressamlarına da nakkaş deniyordu. Figürlü anlatım biçimi olan minyatürde perspektif Batı resmindeki gibi sabit bir noktadan görülmez. Nakkaş her şeyin dışını ve içinde olanı gösterir. Minyatürde figürler boldur ve üst üste yığılmıştır. Nakkaş doğadaki gibi değil zihninden aldığını yansıtır. Kendi gözlem gücünü ve yaratıcılığını kullanarak sahneleri yansıtmaya çalışır. Konu sınırlı bir alanda sıkıştırılmıştır. Minyatürde anatomi, derinlik, ışık ve gölge yoktur. Uzaktaki ve yakındaki figürler aynı büyüklüktedir. Ancak önemlerine göre büyüklü küçüklü çizilebilirler. Figürlerin önde olanları en altta, arkada olanları ise yukarıda gösterilir ama aynı boydadırlar. Minyatür ressamı için resim konunun şekil ve renk ile tarifidir. Sanatçı minyatürde yer verdiği figürleri araştırıp eskizlerle hareketini belirlemeye çalışmıştır. Canlı ya da cansız figürler ve nesneler en küçük detayına kadar çizilmiştir. Elbiselerin renk ve biçimlerinde de gerçekliğe dikkat edilirdi. Nakkaşlar minyatürlerini bağdaş kurarak yaparlardı.

 

Minyatür kelimesinin kökü Latince Minyum’dan gelir. Minyum al renktir. Ortaçağda minyum rengi kullanılarak yapılan resimlere minyum deniyordu. Ortaçağda Avrupa’da yapılan el yazmalarının bölüm başlarındaki harflerin minyum denilen maden kırmızısıyla boyanmasından kaynaklanmış zamanla kitapları süsleyen resimlerle aynı adı almıştır.

Daha çok doğu ülkelerine özgü olan minyatürün ilk uygulanışı Orta Asya’dır. Orta Asya’da Turfan, Kuça ve Kızıl gibi Türk şehirlerinde yapılan kazılarda milattan birkaç yüzyıl öncesine ait minyatürlü el yazmalarına rastlanmıştır. Minyatür Çinliler ve Türklerden İran’a, Hindistan’a, Arap ülkelerine, Mısır’a ve Avrupa’ya geçmiştir. Eski Mısır medeniyetinde de papirüs üzerine resimler yapıldığı bilinmektedir. Bu resimler M.Ö. 2.yy.a ait olan astronomiyle ilgili bir kitaba yapılmıştır. Yunan ve Romalıların da deri üzerine yazılı ve resimli kitapları bulunmuştur. Osmanlı Dönemi minyatürleri uzun bir süre İran geleneği içinde düşünülmüştür ve Doğu minyatürlerinden ayrılan özellikleri üzerinde durulmamıştır. Osmanlı doğuya bağlı olmakla birlikte kendi içinde, kendine göre değerlerini minyatür sanatında da göstermiştir. Osmanlı minyatür sanatı 18.yy’ın sonlarına kadar yaşamıştır. 18.yy.da Doğu’da Moğol ve Hintli sanatçılar eski motifleri tekrarlayıp süslemekle yetiniyordu. İran minyatürleri ise Avrupa’dan ve Rusya’dan gelen etkilerle farklılaşıyordu. Osmanlı minyatürünün doğudakilerden en önemli farkı konu seçimindedir. Osmanlı’da portreler önemli yer tutar. Hint ve Moğol minyatürleri dışında hiçbir doğu ülkesinde Osmanlı’daki kadar padişah portreleri yapılmamıştır. Levni de geleneksel tarzda padişah portreleri yapmıştır. Portrelerde kişisel hatlar ve portresi yapılanın sosyal statüsünü belirleyen özellikler üzerinde durulmuştur. Doğu’da şiir, roman, kahramanlık ve bahtsız aşk öyküleri, masallar resimleniyordu. Osmanlı’da ise yüceltilmiş kahramanlık ve aşk öykülerinin yerine tarihi, askeri olaylar, Sultanın çevresinden olaylar tasvir edilmiştir. Levni’nin Surname-i Vehbi’deki minyatürleri Sultanın çevresindeki olayların resmedilmesine örnektir. Sultan büyük halk şenliklerinin ortasında gösterilir.

 

Osmanlı minyatürünün gerçekçiliği ve belgesel niteliği onu doğu ülkelerinin minyatürlerinden ayırır. Levni’nin minyatürleri de gerçekçi ve belgesel özellik taşır. Şenliklerdeki gösteriler tüm ayrıntılarıyla resmedilmiştir. İran minyatürlerinde kahramanlar güzel aksettirilir. Önemli kişiler daha büyük ve belirgin yapılır. Osmanlı’da da öyledir ama daha objektif bir görüş vardır. İran ve doğu tipi masal ve süslemelerin Türk yapımları dışında ince ve kıvrak kadınlara, dramatik aşkların uçarı güzellerine. Osmanlı minyatürlerinde pek rastlanmaz. Kadın ancak Levni ve Buhari minyatürlerinde önem kazanır. Onların kadın tasvirleri ise 15.,16.yy İran minyatürlerinin soylu ve çekingen kadınları değildir. Kadını moda resimlerindeki gibi kıyafet sunan manken şeklinde, dans ederken, çalgı çalarken ve uzanmış dinlenirken gösterirler. Bunların dışında minyatürlerde genellikle erkek figürleri görülür. Moğol ve İran minyatürlerinde erkek kahramanlar ince yapılı, aşık delikanlıyken Osmanlı’da bir saraylı, asker ya da zanaatkardır.
Türk nakkaşları İran minyatürlerinde görülen aşırı desenli yapıları, dekoratif öğeleri, ince süslü giysileri, motifli çinileri, desenli halıları tasvir etmeyi pek sevmezler. Levni’nin özellikle tek sayfalık minyatürlerinde yalınlık göze çarpar. Yalnız en gerekli olanları resmeder ve süsleyici özellikleri en aza indirir.

Osmanlı resminde İran’dakinden farklı olarak daha az ve saf renkler görülür. Osmanlıların en sık kullandıkları kırmızı renktir. İran’da nakkaş süslü mimari, çiçekler, ağaçlar, dere ve renk renk donanmış bir doğa gösterirken bunlar Türk nakkaşını fazla heyecanlandırmaz. Çünkü nakkaş kentte yaşar ve minyatürlerinde kent yapılarına ve görüntülerine yer verir. Yapılar İran yapılarının renkli çinilerinden, zengin iç süslemelerinden yoksundur.

Nalân Yılmaz

 

 





Bayanlar ve Baylar,

 

Bu konuşma, burada, büyük İslâm uygarlığına Türklerin payı üzerine geçen yıl yapmak şerefine ermiş olduğum ve bunda uygarlıkları milletlerin değil, fakat egemen sınıfın yarattığı, onu geliştirdiği ve ona kendi zevk ve kişiliği damgasını vurduğu üzerinde durduğum konuşmanın devamıdır. Hatta, bu konuşmada, göze çarpan örnek olarak Mısır’ın Firavunlar, Yunan -Roma valileri ve İslâm çağlarında yaşadığı birbirinden çok ayrı 3 uygarlıktan söz ettim.

Bir de, komşu hatta akraba olan ve efsanelerde ve tarihte savaşları ya da birleşmeleri dolayısiyle sözleri edilen iki ulusun, İranlılar’la Turanlıların, iki yönde sık sık geçtikleri karışık bir sınırı belirlemenin olanaklı olması ölçüsünde Türklerin ve Türk uluslarının yurtlarını belirlemeye çalıştım.

Eski Türkistan, Batı’da Hazer Denizi, Doğu’da Çin, Kuzey’de Sibirya, ve Hazer Denizinin güney kıyılarından geçen bir yançizginin içinde bulunan bütün memleketleri içine alan bir yurt olarak saptanabilir.

 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=