kültür ve medeniyetimizin efganı
 
medeniyetimiz
Sanat Eğitim Edebiyat Tasavvuf Tarih  
  Ana Sayfa
  Ağıtlarımız
  Ahilik
  Arif Molu TL ve EML
  Dede Korkut Destanları
  Ders Ders Bakmayın
  Diline Sahip Ol!
  Ebru
  Güzel Dinimiz
  Geleneğin Gücü
  Hat
  İlahi
  Kişisel Gelişim
  Kuş Evleri
  Kültür ve Medeniyet Kavramları
  Lale ve Gül
  => Lale devam
  => Gül
  => Gülün Büyüsü
  Minyatür
  Mizah
  Mehmetçik
  Müzik
  Nevruz
  Oğuz Kağan'ın Torunları
  Osmanlı Medeniyeti
  Örnek Şahsiyetler
  Pardus
  Problemler ve çözümleri‏
  Projelerim
  Sayokan , Spor ...
  Sosyal Sorumluluk Projesi
  Şiiristan
  Tıp
  Türk Birliği
  Türk Piramitleri
  Türkiyem
  Veli Kitabı
  Güzel Siteler
  Yabancı Ülkelerdeki Türk Milletvekilleri
  Ziyaretçi Defteri
  Türk Lirası'nın simgesi

Eylül 2007'den bugüne kadar 211299 ziyaretçi (489954 klik) burdaydı!
Lale ve Gül

Geçmişten Günümüze Lale…


            Çiçek, çağlar boyunca dünyanın her yerinde duyguların anlatılmasında en güzel sembol olmuş, yaşamın zorluklarını, streslerini törpüleyen, sinirsel gerilimleri azaltan bir araç olarak günlük yaşamımızda yer almıştır.

            Soğanlı ve otsu bir bitki olan lale çiçeğinin asıl vatanının Orta Asya olduğu ve Türkler tarafından Anadolu’ya getirildiği sanılmaktadır. Anadolu’da 12.yüzyıldan itibaren el sanatlarında süsleme motifi olarak kullanılmaya başlayan laleyi, şiirlerinde kullanan ilk şair de Mevlana Celaleddin-i Rumi olmuştur. Divan ve rubailerinde lale ile ilgili  pek çok mısra bulunmaktadır.



            Lale en parlak dönemini 16-18.yüzyıllar arasında Osmanlı imparatorluğu’nda yaşamıştır. Süs bitkisi ve süsleme motifi olarak kullanımı 3.Ahmet (1673-1736) döneminde doruk noktasına çıkmış ve 1718-1730 yılları arası, tarihçiler tarafından ‘Lale Devri’ olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde basılan ‘Lale Mecmuası’nda 50 kadar çeşidinin resimlendiği lalenin çeşitli kaynaklara göre 2000’den fazla değişik türünün olduğu belirtilmektedir.


            Lale sadece yetiştirilmekle kalmamış, mimariden edebiyata, çiniden kumaşa kadar birçok üründe lale desenleriyle bezenmiş. Lale bahçeleri anlamına gelen lalezarlar,saray ve konakların en itinalı ve en gözde yerleri olurken, lale için yazılan şiir ve nesirler Lalename denilen risalelerde toplanmıştır.

            Lalenin Anadolu’dan ilk yolculuğu Viyana’ya olmuştur. Oradan Hollanda’ya ve ardından Kanada’nın başkenti Ottowa’ya geçmesiyle lale, tüm dünyada tanınır hale gelmiştir.Bu uzun yolculuğunun son durağı olan Ottowa, Hollanda ve Japonya, Anadolu’nun bu ünlü çiçeğinin adına festivaller düzenlemektedir.Bu çok farklı kültürlerin kaynaşmasına katkıda bulunan lale, güzelliği ve zarafeti ile, insanlar ve kültürler arasında bir köprü vazifesi görmeye devam ediyor.Kültürümüzde “Bir çiçeğin ötesinde her şey”  olarak yer edinen lale,aynı zamanda aşkın güzelliğin inceliklerinde imgesini nazik gövdesinde taşımaya devam ediyor.

1681-1726 yılları arasında kayda geçirilen ‘Defter-i Lalezar-ı İstanbul’ da tam 1108 lale çeşidinden söz edilmektedir. Türkiye’deki botanik çevrelerine göre bunlardan bir tane bile kalmamıştır.17.yüzyılda Osmanlı ’da önce ‘Ser Şükufeciyan-ı Hassa’ diye adlandırılan Çiçekçi başılık kurumu, sonra da ‘Çiçek ercümen-i Danişi’ yani Çiçek Akademisi kurulmuştur.Edirne’den Mardin’e kadar birçok şehirde lale bahçeleri vardı.Şimdi ise ülkemizde sadece şirketimiz ASYALALE  bu nadide çiçeğin üretimini yapmakta ve Türk halkına sunmaktadır.

   Lale festivallerinin Japonya’dan Kanada’ya kadar yayıldığı günümüzde, lalenin adını bir devre vermiş, hakkında şarkılar yazmış, ilmini kurmuş olan bizlerin bu özel çiçeğe sahip çıkmasının zamanı geldi, geçiyor

 

 

                          OSMANLILARDA LÂLE KÜLTÜRÜ

      I. GİRİŞ

     Bir toplumun ruh halini anlamak için, o toplumun uğraşlarına bakmak gayet mantıklı olabilir. Lâle sevgisinin özellikle Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminin, en gösterişli zamanında  bir tutku haline gelmesi sosyolojik açıdan  değerlendirilmesi gereken bir konudur. Halk ve saray çevresinin bu çiçeğe karşı beslediği sevginin kaynağı, o dönemdeki iç ve dış durumlardan kaynaklanabilir. Artık Avrupa’daki  topraklarını kaybetmeye başlayan Osmanlı Devleti Pasarofça anlaşmasıyla girdiği barış dönemini, Lâle Devri adıyla yaşamıştır. Bu dönemde padişah ve saray çevresi büyük bir israfa başlamış, halk bu dönemde ağır vergiler altında ezilmiştir. Bu döneme Lâle Devri denmesinin sebebi yeni yapılan bahçeler,saraylar, kasırların lâlelerle donatılmasıdır. Saray çevresi ve halkın bunaldıkları savaş ortamından bir nebze de olsa güzel ortamlara uzaklaşma istekleri de bu tutkuya neden olmuş olabilir. Sadrazam İbrahim Paşa bile kendi elleriyle lâle yetiştirmektedir.

     Lâle sadece Osmanlı  Gerileme devrinde değil , Osmanlının bütün dönemlerinde gözdeliğini korumuştur. Anadolu’ya Türklerle birlikte gelen lâle Selçuklu Döneminden itibaren Türkler için bambaşka bir yer tutmuştur. Lâlenin diğer çiçeklerden sıyrılıp Türk ruhuna değişik bir şekilde hitap etmesinin sebebi hayli ilginçtir. Gerek şekli, gerek ismi onu farklı kılmıştır. 

 

     II.  LÂLENİN FİZİKSEL YAPISI VE ANAVATANI

     Lâle  zambakgiller familyasından, yaprakları uzun ve mızraksı, çiçekleri kadeh biçiminde, türlü renkte, alacalı bir süs bitkisidir. Çiçeklerin parlak renkli, hemen hemen  bir birine eşit olan altı taç yaprağı vardır. Ayrıca çok tohumlu bir bitki olup, kapsül yapısında meyveleri vardır.

     Lâlenin  anavatanın Orta Asya olduğu yaygın bir görüştür. Beşir Ayvazoğlu Lâlenin   Türkistan’ın bozkırlarında yabani bir çiçek olarak uç verip, Bulgar Türkleriyle İdil boyuna, Timuroğulları ile Hint’e, Selçuklularla İran’a ve Anadolu’ya geldiğini savunmaktadır. Lâleye   yabani olarak Akdeniz’in kuzey kıyıları ve Japonya’da da rastlanmaktadır.

      Çiçek kültürü Türkler de oldukça gelişmiş olup, lâlenin bu kültürde özel bir yeri vardır.Ayrı bir öneme sahip olan lâle  motifi, tarihi kaynaklardaki örneklerden de anlaşılacağı üzere ilk olarak Orta Asya’da ortaya çıkmıştır.  Sanat tarihçilerinin büyük bir kısmı Orta Asya sanatında veya 16. yüzyıla gelinceye kadar Türk sanatı süslemelerinde lâleden  bahsetmezler. Lâle   form benzerliğinden dolayı palmet grubu içerisinde değerlendirilir. 
Hun sanatına ait bilgilerin büyük çoğunluğunda ve kurganlarda çıkarılan buluntularda lâle  motifinin yoğun bir şekilde kullanıldığı  süs eşyalarına ve aksesuarlara rastlanmıştır. M.Ö. 5. ve 6. yüzyıllarla tarihlendirilen 1.Pazırık Kurganı’nda bulunan at koşum takımına ait ahşap malzemelerin ve eğer için kullanılan deriden kesilmiş parçaların, lâleye ait palmet motifleri olduğu görülmektedir. Uygurlar dönemi ile ilgili bir mezardan çıkarılan ipek kumaş üzerinde de lâle  motifleri net bir şekilde görülmektedir. 


     III.OSMANLILARDA LÂLE SEVGİSİ

      İran Selçuklularının ve Büyük Selçukluların sanat eserlerinde, 12. Yüzyıldan itibaren, lâle  motiflerine rastlanmaktadır.Anadolu Selçuklu devletinin başkenti Konya’da ki eserlerde de lale motiflerine rastlanır. Lale ve lâle  kültürünün Anadolu’ya Türklerle birlikte geldiği kesindir.

     İstanbul’un Fethi’nden  sonra, şehir imar edilirken, bizzat Fatih’in emri ile yeniden düzenlenen bahçeler (parklar) lâlelerle süslenmiştir. Zaten Fatih Sultan Mehmet bir bahçıvandı.Bu meslekte çok önemli bir yeri vardı.Boş vakitlerinin çoğunu bunun için harcar ve bundan büyük bir haz duyardı.Seferler arasındaki boş zamanlarda Topkapı ve diğer sarayların bahçelerinde çalışmaktan da büyük zevk alırdı. Kanuni devrinde de, lâle türleri  geliştirip çoğaltılmıştır.

     Türkler ve özellikle Osmanlılar yaşakları çevreyi güzelleştirmeye çalışmışlardır.Bunun için özel gezinti alanları yapılmış, İstanbul ve diğer büyük şehirleri park ve bahçelerle donatmışlardır. İstanbul bahçelerinin vazgeçilmez çiçeği olarak başta lale, gül,karanfil ve zerrin gibi çiçekler yetiştirmişlerdir.  

  


medeniyetimizin efganı  
 
Harika Eğitim Projeleri

EDEP


Loadtr.Com

BAYRAK DEDİĞİN CANDIR, ÜZERİNDEKİ KANDIR.


Loadtr.Com
•İnsanların seçkini insanlığa faydalı olan insandır. Halk nazarında muteber kimse, merhametli olan insandır.

•İyi hareket et, kötülerin zararlarını ortadan kaldır!”

•Kara toprak altındaki altın, taştan farksızdır.
Oradan çıkınca, beylerin başında tuğ tokası olur.

•Kimin sana biraz emeği geçerse,
sen ona karşılık daha fazlasını yapmalısın.

•Kötülük değersiz bir şey olduğu için,
onu yapan da değersizdir.

•Menfaat sandalyeye benzer;
başında taşırsan seni küçültür,
ayağının altına alırsan seni yükseltir.


medeniyetimizin efganı

 
SEMERKAND AİLESİ  
 



 
!  
 
 
Gençlik Kulüpleri  
  genclik, külülpleri, gençlik kulüpleri, klüpleri  
komplolar komplolar