medeniyetimiz - Orkun Abecesi

 
medeniyetimiz
Ana Sayfa
Ahilik
Arif Molu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Dede Korkut Destanları
Ders Ders Bakmayın
Diline Sahip Ol!
Ebru
Güzel Dinimiz
Geleneğin Gücü
=> Geleneğin Gücü ... devam
=> Mimarlığımız
=> Çocuk Oyunları
=> Türk Atı - Ahal Teke
=> Orkun Abecesi
=> Abdulhamit Han'ın Duası
=> Keşşaflık, İzcilik
=> Karagöz
=> Derin Kökler
Hat
Kişisel Gelişim
Kuş Evleri
Kültür ve Medeniyet Kavramları
Lale ve Gül
Minyatür
Mizah
Müzik
Oğuz Kağan'ın Torunları
Osmanlı Medeniyeti
Örnek Şahsiyetler
Pardus
Problemler ve çözümleri‏
Projelerim
Sayokan , Spor ...
Sosyal Sorumluluk Projesi
Şiiristan
Tıp
Türk Birliği
Türk Piramitleri
Veli Kitabı
Güzel Siteler
Yabancı Ülkelerdeki Türk Milletvekilleri
Türk Lirası'nın simgesi
Ziyaretçi Defteri
Kemal Sunal Filmleri Özelinde Eski Türk Filmlerinin Zararları
Yerli-Milli Yazılımlar
   

ersey turizm, semerşah
 



Orhun Kitâbeleri

 

Göktürk İmparatorluğu’ndan kalma, 7 ve 8. asra âit en eski taş kitâbeler. Üzerinde, Türk Edebiyâtının ilk örnekleri bulunan “bengü taşları”dır. Moğalistan’ın kuzeydoğusunda, eski Orhun Nehri yatağına dikilmiş oldukları için bu kitâbelere Orhun Kitâbeleri, Göktürk İmparatorluğu’na âit oldukları için de Göktürk Kitâbeleri denmiştir. Kitâbelerde adı geçen Ötüken Ormanı, Türklerin Birinci İstiklâl Savaşı’nı kazanan İlteriş Kutlug Kağan tarafından, yeni Türk devletine idâre merkezi olarak seçilen yerdir. Orhun civârında Orhun yazısı ile yazılı daha başka kitâbeler de bulunmuştur.

 Belli başlıları altı tânedir. Fakat bunların en büyükleri ve mühimleri üç tânesidir. Birincisi olan Kültigin Kitâbesini, ağabeyi Bilge Kağan, 732’de diktirmiş, ikincisi olan Bilge Kağan Kitâbesini de ölümünden bir yıl sonra 735’te kendi oğlu diktirmiştir. Üçüncü olarak vezir Tonyukuk Kitâbesi ise 720-725 senelerinde kendisi tarafından dikilmiştir.

 

Kültigin Kitâbesi: Kağan olmasında ve devletin kuvvetlenmesinde birinci derecede rolü olmuş kahraman kardeşine karşı, Bilge Kağan’ın duyduğu minnet duygularını ifâde eden, bizzât hükümdâr ağzından yazılmış hitap eder. Yere devrilmiş vaziyette bulunmuştur. Rüzgâra mâruz kalan kısımlarında tahribât ve silintiler vardır. Yüksekliği 3,75 metredir. Saf olmayan mermerdendir. İtina ile yontulmuş, yukarı doğru daralmaktadır. Dört cephelidir. Kitâbenin doğu cephesinin üstünde kağanın işâreti vardır. Batı cephesi Çince kitâbe ile kaplıdır. Diğer üç cephesi Türkçe kitâbelerle doludur.

 

Kitâbeleri Bilge Kağan ve Kültigin’in yeğeni Yollug Tigin yazmıştır. Satırlar yukarıdan aşağıya doğru yazılmış ve sağdan sola doğru istif edilmiştir. Satırların uzunluğu 235 cm kadardır. Cetvelden çıkmış gibidir. Kitâbenin Çince kitabesinde Türk - Çin dostluğu, Türk İmparatorluğu ve Kültigin methedilmekte, tanıtılmakta ve târihler düşürülmektedir.

Bilge Kağan Kitâbesi: Aynı yerde Kültigin Kitâbesinin bir kilometre uzağındadır. Şekli, tertibi ve yapısı, tamâmiyle birincisine benzemektedir. Yalnız biraz yüksektir. Bu Kitâbede Bilge Kağan hitab eder. Ayrıca Kültigin’in ölümünden sonraki vak’aların ilâve edildiği görülür. Bu eser hem devrilmiş hem parçalanmıştır. Tahribat ve silinti bunda çok fazladır. Bu Kitâbeyi de yeğeni Yollug Tigin yazmıştır. Her iki Kitâbede de Bilge Kağan’ın sözlerinin dışında Yollug Tigin’in kitâbe kayıtları ve ilâveleri yer almaktadır.

 

Vezir Tonyukuk Kitâbesi: Diğer iki Kitâbenin biraz daha doğusunda bulunmaktadır. Devrilmemiş, dikili, dört cepheli iki taş hâlindedir. Birinci ve daha büyük olan taşta 35, ikinci taşta 27 satır vardır. Bu Kitâbe, İltiriş Kutlug Kağan’ın isyânına iştirâk eden ve o günden Bilge Kağan devrine kadar devlet idâresinin baş yardımcısı olarak kalan, VezirTonyukuk tarafından diktirilmiştir. Kitâbede bu kudretli ve tecrübeli müşâvir vezirin kendisi konuşmaktadır.

 

Orhun Kitâbeleri, Göktürk İmparatorluğu’nun kuruluşundan yarım asır sonra, Türk Beylerinin anayurttan uzaklaşarak, kendilerini Çin’in yumuşak ipeklerine ve hileci siyasetine kaptırıp bozulduklarını anlatır. Eskisi gibi iyi ve bilgili olmayan bu beylerin elinde Türk Devleti’nin nasıl sarsılıp yıkıldığını aydınlatır. Bu yüzden tam elli yıl, Çin ilinde esir yaşayan doğu Türklerin, esirlik hayâtına alışamayarak, durmaksızın isyan ettiklerini ve sonunda muvaffak olduklarını, yeniden istiklâl kazandıklarını anlatır. Sekizinci yüzyılda, Çinlilere karşı yapılan İstiklâl Savaşı kazanıldıktan ve Türk bütünlüğü sağlandıktan sonra, bunların unutulmaması için diktirilmiştir.

 

Orhun Kitâbeleri çok yönlü vesikalardır. Şöyle ki: Türk milletinin adının geçtiği ilk Türkçe metin olup; taşlar üzerine yazılmış ilk Türk târihi; Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi; milletle hesaplaşması, devletin ve milletin karşılıklı vazîfeleri; Türk nizâmının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesîkası; Türk askerî dehâsının, Türk askerlik sanatının esasları; Türk feragat ve fazîletinin büyük örneğidir.

 

Türk içtimaî hayâtının yüksek tablosu; Türk hitâbet sanatının şâheseri, hükümdarâne edâ ve ihtişamlı hitap tarzı; Türk milliyetçiliğinin temel kitabı; Bir kavmi bir millet yapabilecek eser; Türk yazı dilinin ilk örneği ve başlangıcını mîlâdın ilk asırlarına çıkartan delil, Türk ordusunun kuruluşunu ilk asırlara götüren vesîka; insanlık âleminin sosyal muhtevası bakımından en mânâlı mezar taşlarıdır.

 

Orhun Kitâbelerinden, 12. asırda târihçi Cuveynî, Târîh-i Cihângüşâ’sında bahsetmiştir. Ayrıca Çin kaynaklarında da bu Kitâbelerden bahsedilmektedir. 1709’da Poltava Savaşında Ruslara esir düşen İsviçreli subay Strahlanberg, 13 sene Sibirya’daki sürgün hayâtında serbestçe gezip dolaştığı yerlerde incelemelerde bulunmuş, 1730’da kendi vatanına döndüğünde araştırmalarını yayınlamıştır. Bunun üzerine 1890’da Heikel’in başkanlığında bir Fin, 1891’de de W. Radloff’un başkanlığında bir Rus ilmî heyeti kitâbelerin mahalline gönderilmiştir. Her iki heyet Kitâbeleri tetkik edip, fotoğraflarını Avrupa ilim merkezlerine dağıtmışlardır. Danimarkalı Bilgin V. Thomsen 1893’te Orhun yazısını çözmeyi başarmıştır. Son olarak Türk bilgini Talat Tekin, Amerika’da Orhun Türkçesinin bir gramerini ve kitâbelerinin yeni bir neşrini yapmıştır.

Orhun Kitâbelerinin metninden bir kısım şöyledir:

 

“Kişi oğlında üze eçüm apan Bumin Kağan İstemi Kağan olurmuş, Olırıpan Türk Buduning ilin törüsin tutan birmiş, iti birmiş.

 

Tört bulung kop yagı ermiş. Sü sülepen tört bulungdaki budung kop almış, Kop baz kılmış. Başlığıg yükündürmüş tizliğig sökürmiş.

 

İlgerü Kadırgan yışka tegi, kirü Temir Kapıg-ka tegi kondurmuş. İkin ara idi oksız Kök Türk ança olurur ermiş, Bilge Kağan ermiş, Alp Kağan ermiş, Buyrukı yime bilgi ermiş erinç, alp ermiş erinç, Beğleri yime, budunı yime tüz ermiş, Anı üçün ilig ança tutmış erinç.”

 

Türk Yazısı ile ilgili ön bilgiler:

 

Türk yazısı sağdan sola yazılır.

Türk yazısında büyük harf - küçük harf ayırımı yoktur.

Yazı bir taşa yazılıyor ise taş dikildiğinde sağ üst köşesinden aşağıya doğru okunur.

Kelimeleri birbirinden ayırmak için ( işâreti kullanılır. Bu işâret satırların ilk kelimelerinin önünde kullanılmazken, satırların son kelimelerinin sonunda kullanılır.

Taş yazıtlarda birinci satırın üstüne ve altına, tâkîb eden satırların altlarına bir çizgi çizilir.

Türk yazısında bugün kullandığımız C, F, H, J ve V harfleri yoktur.




Açıklamalar:
1- Bu yazıda belirtilmeyen imler ayrıca verilecektir.
2- Önemsiz istisnâlar göz ardı edilmiştir.
3- Bu çalışma, "Türk Yazısı'nın günümüzde de kullanılması" amaçlanarak yapılmıştır.

SESLİ HARFLER

 

Dört tânedirler. Her biri hem kalın hem de ince iki sesle okunurlar. Bu bakımdan bu 4 sesli harf 8 sese karşılık verir. Buna karşılık sessiz harflerin bâzıları ince veya kalın sesli harflerle okunmak üzere ikiye ayrılmışlardır.
Yalnız Yenisey yazıtlarında kullanılmış olan ve e ile i arası (é) ses veren bir diğer sesli harf daha vardır ki, Türk Yazısı'nın en gelişmiş hâlinin Orkun yazıtlarında kullanıldığı kabûl edildiğinden bu harf konumuzun dışında bırakılmıştır. Harf şöyledir: ğ

Sesli harfler şunlardır:
A = A , E
I = I , İ
O = O , U
Ö = Ö , Ü
(Toplam 4 harf

 

 

Türk Orkun Alfabesini Hayata Geçirmek

 

         Türkler tarih boyunca pek çok alfabeyi kullana geldiler. Günümüzde Latin alfabesini kullanıyor olduğumuz gibi, daha önceleri de Orkun, Soğd(Uygur biçimi), Arap, Mani, Brahmi ve Slav gibi çeşitli alfabeleri yazı dillerinde kullandılar. Yalnız bunların biri dışında hepsi, dini veya siyasi sebeplerle alınarak kullanılmış alfabelerdi. Adlarından da anlaşılacağı gibi sadece Orkun abecesi Türklerin kendilerine özgü olan Milli yazı biçimini oluşturmaktaydı. Yani içlerindeki tek Türk alfabesi Türk Orkun yazısıdır. Konuyu genişleterek dağıtmamak adına abece özellikleri üzerinde fazla durmadan devam etmeye çalışacağım. Yeri geldikçe bazı noktalara değineceğiz.

Adı çok duyulan ama ne olduğu maalesef pek bilinmeyen Göktürk Yazıtlarımız da Türk Orkun alfabesiyle yazılmışlardı. Bunların en meşhur üç tanesi Bilge Tonyukuk(720-725), Kül Tigin(732) ve Bilge Kağan(735) yazıtlardır. Bunlar, İkinci Göktürk Devleti ya da İkinci Türk Kağanlığı devrinde dikilen abidelerdir. Göktürklerden sonra Uygur Türkleri de Orkun alfabesini bir süre devam ettirdiyse de çeşitli sebeplerle başka alfabeleri kullanmaya başladılar. Uygur Türklerinin Orkun yazısını bırakma nedenlerinden en büyüğü, onların Mani gibi ayrı bir dine geçmiş olmalarıdır. Oysaki Türklerin kendi dinleri Kökteñgri yani Göktanrı dini olmaktaydı. Ne yazık ki Türkleri Şaman olarak betimlemek bir gelenek haline geldi. Bu hatayı sadece sıradan kişilerde değil, akademik çevrelerde bile fazlasıyla görmek mümkündür. Eski Türkçede “Ş” sesiyle hiçbir Türkçe kelime başlamamaktadır. “Ş” sesiyle başlayan bugünkü Türkçe kelimeler geçmişte “Ç” sesiyle bulunmaktaydı. Zaten “Şaman” sözcüğü Mançu dilinde “Hareketli halde iş gören adam” anlamına gelmektedir. Türkler Şamanizmden bir miktar etkilenmiş ve genellikle büyücülük gibi batıl konularda kullanmışlardır. Bütünüyle Şaman dinine mensup olan Türkler, genellikle daha doğuda yerleşik küçük Türk topluluklarıydı. Tunguz, Moğol, Mançu gibi Milletlerden etkilenmek suretiyle Şamanist olmuşlardı.

 

Türk yazısına geri dönecek olursak, artık konuyu günümüze getirmeye çalışalım. Biz bugün anlaşıldığı üzere Latin alfabesinin bir nevi Türkçe sürümünü kullanıyoruz. Bu alfabeye Türkçe sesleri(ç, ğ, ş, ö, ü) kazandıran da Mustafa Kemal ATATÜRK’tür. Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk Orkun alfabesine geçmek elbette mümkün değildi. Çünkü bu yazı yüzyıllardır kullanılmadığı için önemli yetersizlikleri bulunmaktaydı. Oysa ki Latin, Türkçe için son derece uyumlu ve yeterli bir yazı biçimiydi. Özellikle Türkçe seslerin alfabeye eklenmesiyle birlikte. Yapılması gereken en uygun karar uygulandı ve Latin alfabesine geçildi.

 

Milletler kültürel değerlerini korumak zorundadırlar. Milli benliğindeki farklılıkları yitirmiş toplumlar, küresel sermayenin iş gücünü oluşturmaya başlayacaktır. Başka bir deyişle sömürge olacaktırlar. Türkiye, böyle bir sürecin içine sokulmaya çalışılan sıkıntılı bir konumundadır. Geçmişte “Anadolu Liseleri” adı altında derslerin İngilizce okutulması da bu amaca hizmet etmekteydi. Neyse ki bilinçli Türk toplumu bu konudaki direncini göstermeye devam ediyor. İşte Türk Orkun alfabesi, bizlerin en güzel ve en önemli öğelerimizden birisidir. Biçimiyle, kurallarıyla Türk kokan bir milli alfabedir. Ne yazık ki ona karşı yüzyıllardır duyarsız ve ilgisiz kaldık. Artık bugün şartlar olgunlaşmış ve alfabenin modernize edilme dönemi artık gelmiştir. Bu konudaki ilgisizliğe devam etmek, aynı zamanda Türklüğün büyük geçmişine karşı da bir duyarsızlık demektir. Bir an önce gerekli karar çıkarılmalı ve Türk dilbilimciler işe koyulmalıdır.

 

Benim şahsi görüşüm Latin alfabesini saf dışı bırakmak değildir. Latin alfabesi resmi alfabe olarak kullanılmaya devam edilebilir. Yalnız Türk Orkun alfabesi de bir kültür öğesi olarak yaşatılmalı ve Türk parasında yerini almalıdır. İlkokuldan itibaren öğretilmeye başlanmalı ve onunla gazeteler, dergiler ve kitaplar da basılabilmelidir. Bu alfabenin çizgilerinde Türk çocuğu ve Milleti kendi karakterini ve temellerini bulacaktır. Onunla yazarken kendi varlığını çok daha kuvvetli hissedecektir. Türk Milleti’nin ona, onun da Türk Milleti’ne ihtiyacı vardır. Onlar birlikte yaşamaya devam etmeli, Türk tamgaları ezelden ebede sürüp gitmelidir. Sevgi ve saygılarımla…  

 

10 Ocak 2008

O.Baltaoğlu 

KAYNAK


 

Orhun Yazıtları, Göktürk İmparatorluğu'nun ünlü hükümdarı Bilge Kağan devrinden kalma altı adet yazılı dikilitaştır. Moğolistan'ın kuzeyinde, Baykal gölününü güneyinde, Orhun ırmağı vadisindeki Koşo Saydam gölü yakınlarındadır. Bu yazıtlardan Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları, Koçho Tsaydam bölgesindeki Orhun Irmağı civarında; Bilge Tonyukuk yazıtları ise, Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından yaklaşık 360 km uzakta, Tola Irmağı'nın yukarı yatağındaki Bayn Tsokto (Bayn Çokto) bölgesindedir.

Bilge Tonyukuk yazıtlarının, (Orhun Irmağı civarında olmamasına rağmen), Orhun yazıtlarıyla birlikte düşünülmesi, anılması Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları ile aynı döneme ait olması ve aynı konuları içermesindendir. Yazıtlar Türk dili, tarihi, edebiyatı, sanatı, töresi hakkında önemli bilgiler vermektedirler.

Türk ve Türkçe adı, ilk kez Doğu Göktürkler dönemine ait bu yazıtlarda geçmektedir. Yazıtların üçü çok önemlidir. İki taştan oluşan Tonyukuk 716, Köl Tigin (Kültigin) 732, Bilge Kağan 735 yılında dikilmiştir. Köl Tigin yazıtı, Bilge Kağan'ın ağzından yazılmıştır. Kültigin, Bilge Kağan'ın kardeşi, buyrukçu ihtiyar Tonyukuk ise veziridir. Anıtların olduğu yerde yalnızca dikilitaşlar değil, yüzlerce heykel, balbal, şehir harabeleri, taş yollar, su kanalları, koç ve kaplumbağa heykelleri, sunak taşları bulunmuştur.

Orhun Abideleri'ni ilk kez 1889 yılında Rus tarihçi Yardintsev bulmuştur. 1890'da bir Fin heyeti, 1891'de de bir Rus heyeti burada incelemelerde bulunmuştur. Bu heyetler yazıları çözememişlerdir. Fakat 1893 yılında Danimarkalı bilgin Vilhelm Thomsen, 38 harfli alfabeyi çözerek yazıtları okumayı başarmıştır. Alfabenin dördü sesli, dördü sessiz harften oluşur. Yazıda harfler birbirine birleştirilmez, kelimeler de birbirlerinden iki nokta üstüste konularak ayrılır. Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya yazılır. Orhun abidelerinde yazılar yukarıdan aşağıya yazılmış ve sağdan sola doğru istiflenmiştir.

KAYNAK
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
beyruha turizm, semerşah