medeniyetimiz - Nurullah Genç

 
medeniyetimiz
Ana Sayfa
Ahilik
Arif Molu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Dede Korkut Destanları
Ders Ders Bakmayın
Diline Sahip Ol!
Ebru
Güzel Dinimiz
Geleneğin Gücü
Hat
Kişisel Gelişim
Kuş Evleri
Kültür ve Medeniyet Kavramları
Lale ve Gül
Minyatür
Mizah
Müzik
Nevruz
Oğuz Kağan'ın Torunları
Osmanlı Medeniyeti
Örnek Şahsiyetler
Pardus
Problemler ve çözümleri‏
Projelerim
Sayokan , Spor ...
Sosyal Sorumluluk Projesi
Şiiristan
=> ÖZLEM ŞİİRLERİ
=> KAHRAMANLIK ŞİİRLERİ
=> Şiir Dinle
=> Nurullah Genç
=> Efkan Doğan
=> Sezai Karakoç
=> Abdurrahim Karakoç
=> Yavuz Bülent Bakiler
=> Şiir Sunuları
=> Cahit Zarifoğlu
=> Necip Fazıl Kısakürek
=> Türkiyem , Dr. Mehmet Güneş
=> Anneler Günü Şiir Dinletisi
=> Tarih ve Şiir Dinletisi
=> Sivasspor Marşı
Tıp
Türk Birliği
Türk Piramitleri
Veli Kitabı
Güzel Siteler
Yabancı Ülkelerdeki Türk Milletvekilleri
Türk Lirası'nın simgesi
Ziyaretçi Defteri
Kemal Sunal Filmleri Özelinde Eski Türk Filmlerinin Zararları
Yerli-Milli Yazılımlar
   





 

 

SENSİZ KALAN BU ŞEHRİ

 

sensiz kalan bu şehri yakmayı çok istedim

 

mavi bir aleve dönüştürdüm kalbimi bir anda

tutuşturmak istedim beni böyle umarsız

bırakıp gittiğin bu zalim şehri

yakamadım gözlerin dikildi karşıma bir caddenin tam ortasında

inanılmaz güzel bakıyordu gözlerime hafif ıslak

en özel en bilinmeyen türleri açmıştı papatyaların

hatıralarınla titriyordu içim kuşlar kanatıyordu gönlümü

 

gri bulutlar geçiyordu göğümden

anlamak üzreydim neron’un roma’yı neden yaktığını

karanlık bir koridor açıldı önümde anlayamadım

yenik düşmüş bir napolyon kadar mutsuzdum aslında

intihara kalkışan hitler kadar çaresiz

yakmak üzreydim ki bu şehri hatıraların

içli bir yağmur gibi boşandı üzerime

 

kediler geçti birden kavşaklarından şehrin

acı acı miyavladılar gözlerime baktılar kızgındılar kırgındılar

onlar da tutulmuşlar anladım sana bendeki kadar

onlar da terk ettiğin bu şehri çaresiz

yakmak istiyorlar yakamıyorlar

 

saçların dikildi karşıma bir sokak köşesinde

her telinde parmaklarımın izleri parlıyordu

benzersiz kokunu alıyordu kıvrımlarından rüzgar

gözleri doluyordu saçlarına bakan kedilerin

her biri bir kenarda darmadağın

çömelip kalıyordu yutkunuyordu

rengi kaçıyordu pencerelerde perdelerin

 

nereye yürüdüysem bakışın, duruşun, sesin

anladım söndürmeliyim tutuşan yüreğimi

kendimi yakmış olurum yakarsam bu şehri

çünkü sen her şeyinle bendesin

 

                                Ayın Güle Serenadı

                                l

                                ey imtiyazlı güzel, uyan derin uykudan

                                hatırla bülbüllerin divane olduğunu

 

                                dün sabah seni görüp çarpılmış gökte güneş

                                önce anlayamamış ona ne olduğunu

 

                                gönderince kalbime ışığını bu gece

                                bildim bütün aşkların bahane olduğunu

 

                                şimdi ben de garip bir haldeyim, biçareyim

                                şaşırdım ayın kime pervane olduğunu

                                ll

                                rüzgarı senin için öpüyor dudaklarım

                                bal rengine boyuyor yolları senin için

 

                                dehlizlerin dumanlı, küflü karanlığından

                                aydınlığa çekiyor kulları senin için

 

                                misk-ü amber kokuyor çölün kalbinde zaman

                                sim-ü zerle süslüyor kumları senin için

 

                                senin için ırmağa karışıyor denizler

                                can meyvesi kırıyor dalları senin için

                                lll

                                bülbül yine mey’ustu; vatan virandı gülüm

                                uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm

 

                                Mecnun dahi Leyla’yı anmaz oldu yürekten

                                güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm

 

                                yaşamak, sonsuzluğu tattı avuçlarından

                                ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm

 

                                bir kafdağı kalmıştı varlığından bihaber

                                seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm

 

                                                                          Nurullah GENÇ

 

                                


 

  
diken diken

                                Ayrılık Şarkısı

 

                                Gidince, gülün rengi sarardı gözlerimde

                                   Mutluluk dolu dünyam karardı gözlerimde

 

                                Gözyaşların yağmurdu, ıslatırdı içimi

                                      O yemyeşil gözlerin bahardı gözlerimde

 

                                Yıldız gibi parladı gönlümde gülüşlerin

                                    Duruşun güneşimdi, yanardı gözlerimde

 

                                Dudaklarım ismini hecelerdi derinden

                                Bakışlarım hep seni arardı gözlerimde

 

                                Gidince, gülün rengi sarardı gözlerimde

                                      Mutluluk dolu dünyam karardı gözlerimde

                                 

                                                                                Nurullah Genç

 

         
                  

 

zembilcide büyüyen,    dal üstünde uyuyan

gülmek sende gül olur,    sen bende diken diken

elmas beşik içinde        kundağını öptüğüm

sevmek tende gül olur,    ten bende diken diken

inci döker gözlerin       asil kirpiklerinden

umut kanda gül olur,        kan bende diken diken

kezzap akıtsan bile       filizlenir yüreğim

ölüm canda gül olur,       can bende diken diken

maverayı bulunca         kapında süvariler

kılıç kında gül olur,         kın bende diken diken

kafdağından öteye        gidenler bir gün döner

hasret handa gül olur,      han bende diken diken

hasadı diriliştir             tarlasında sevginin

buğday unda gül olur,    un bende diken diken

acıların birikir,             birikir de içimde

her şey bende gül olur,    ben bende diken diken

 

 

 

                                                           Nurullah GENÇ


GÜLDESTE/ SONSUZLUK

 

gül zindanı yapsalar vardığım her durağı

bana bir gül delisi deseler de her akşam

seninle ışık oldum, yakın ettim ırağı

benimdir gözlerinden aldığım bu ihtişam

şimdi bütün çiçekler nakkaşımdır bu yerde

yapraklarından sızan gözyaşımdır bu yerde

 

turuncuydu yüreğim, benekleri kırmızı

yeşildi bir Hüma-yı Ata'nın şakağında

ateşin bir baharı taşıyan ince sızı

cemşide rakib oldu güllerin yaprağında

'hu' çekiyor içimde Mevlana bir semazen

lalede imreniyor dertli Hallac'a bazen

 

tutundum bir zamanlar Gencine-i Cemal'e

meğer dibacesiymiş sonsuzluk ülkesinin

gördüysem yapayalnız nerede bir ters lale

yandı titreşimleri uğuldayan sesinin

şafağında büyüyen zambak soldu aniden

tanyeri 'gül gül' diye güneş oldu yeniden

 

Levni'yi kollarına alır taze bir bahar

bir Tac-ı Kayser gibi sokulur sinesine

onuruna Çırağan kurduğumuz aynalar

düşer yüzyıllar boyu en karanlık ye'sine

her hassa, bir merili bahçesine vurulur

her sultanın tahtına bir prenses kurulur

 

bana, ne Dürr-i Yekta, ne Semen Sima gerek

senden kalan her harfin içinde binlerce bağ

bağına girmek için küçük bir ima gerek

seninle güle döner derin vadi, yüce dağ

bu sevda ılgıt ılgıt çoğaldıkça bedende

Çiçekçiler Başbuğu olurum belki ben de

 

dikendi, serfiraza döndü kapında ruhum

büyüdükçe çiçeğim, yapraklarım kısaldı

senden önce ardında 'ah' edip avunduğum

meğer bir malihulya, çaresiz bir masaldı

ölümsüz vuslatına erdim Bağ-ı Safa'nın

nağmeleri duyulmaz oldu Gülfer Kalfa'nın

 

dantelası çiğdemli yastıklar küf kokuyor

yenilgiler devrinde tarümar oldu bostan

göçenler mor kokulu hüzünler bırakıyor

servilerin dalları yine kırıldı yastan

bu gönül mevsiminden gitti uzağa giden

atmak gerek toprağa tohumları yeniden

 

 

kapında pusat koyup gül alan sipahiler

seccadesi sularda bir dervişe dönüşür

tahammülü kuşanır, el açıp Me'va diler

goncanın kirpiğinde nilüferle görüşür

bir ömür yalnızlığı alsa da kollarına

gittiği her ülkede gül düşer yollarına

 

gözüme gül dumanı çöktü yine bu akşam

baktığım her noktada yalnız senin güllerin

içimde gül pınarı aktı yine bu akşam

irinli dertlerime şifa oldu ellerin

Mecnun ile Leyla'nın buluştuğu yerdeyim

bu gül yolculuğunda şimdi son seferdeyim

 

yanakları gül oya, parmakları gül dalı

kızlar, delikanlılar baştanbaşa gül oldu

ayrılık gül tohumu, şiir güle sevdalı

şair ki, feryadından yana yana kül oldu

onun çemenzarıdır köşelerde hıçkıran

nerde bir bulut varsa, gülsuyudur fışkıran

 

gül sesleri geliyor; her yer dua ve niyaz

açtı gök kapısını yerde çiğ taneleri

adımları parıltı, alınları bembeyaz

dağılıyor evrene gülün mestaneleri

sen ki, en büyük GÜL'sün, en çok gülü seversin

söyle bahçıvanına, bir gül de bana versin

 

Ulu Tanrı adıyla aldığım her nefeste

senin için gül açar, kuş olup göğe uçar

sen ey bahar elçisi, sen ey kutlu güldeste

senin için cansızlar bile canından geçer

gölgeler şehrinde gül, kimseye kalmayacak

öteler şehrinde gül, bir daha solmayacak

 

 

Nurullah Genç

 

HIÇKIRIKLAR

 

Saatler bitmiyor yapayalnızım

Gülmek istiyorum,gülemiyorum

Sensiz olmak mıdır hep alınyazım

Bilmek istiyorum,bilemiyorum.

 

Esirgedin nazlı,hilal kaşını

Harap ettin çiçek kokan başını

Yüreğime akan gözüm yaşını

Silmek istiyorum,silemiyorum.

 

Sanki her şey efsaneydi,masaldı

Ayrılık ruhumu elimden aldı

Gözlerim yollara takılıp kaldı

Gelmek istiyorum,gelemiyorum.

 

Göğüs germek için acılarıma

Titreyişlerime,sancılarıma

Seni bir kez olsun avuçlarıma

Almak istiyorum,alamıyorum.

 

Saçılan bir köpük olmak dilinde

Boğulmak saçının ince telinde

Sır gibi sonsuza değin kalbinde

Kalmak istiyorum,kalamıyorum.

 

Unutuyor beni sırlı gözlerin

İçimde bir yara işliyor derin

Kulakların, dudakların, ellerin

Olmak istiyorum, olamıyorum.

 

Bölerek uykunu rüyalarına

O kucak dolusu hülyalarına

Gece gündüz uçup aynalarına

Konmak istiyorum, konamıyorum.

 

Deli gibi âşık olsa da güle

Kim acır çöllerde öten bülbüle

Bir gün alev alev yanıp da küle

Dönmek istiyorum, dönemiyorum.

 

Hıçkıra hıçkıra ağlamaktansa

Başına karalar bağlamaktansa

Bu yüreği her gün dağlamaktansa

Ölmek istiyorum ölemiyorum.

 

Nurullah GENÇ

Seni Benim Kadar Sevemeyenler Seni Benim Kadar Sevebilir mi?

 

seni benim kadar sevecek olan
başını taşlarda çürütmelidir
yarasına dikenleri sarmalı
kalbinde dağları yürütmelidir

gözleri her sabah başka bir çeşme
her akşam krater, her gece duman
gökleri günboyu alevlenirken
boynunda bir kement olmalı zaman

yollar düğüm düğüm boğmalı onu
ızdırap sızmalı baktığı yerden
kaplan tutuşmalı, kurt inlemeli
saçından bir teli yaktığı yerden

sana benim kadar tutulmak demek
vurulmak demektir kartallar gibi
tâcını, tahtını kaybetse bile
gülümseyebilmek krallar gibi

seni benim kadar sevecek olan
ruhunu kapından kovabilir mi
seni benim kadar sevemeyenler
seni benden fazla sevebilir mi

 

Nurullah Genç

 

 

Siyah Gözlerine Beni De Götür

daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşuşun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum

pembe uçurtmalar yollandığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asûdeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum

binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum

bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tûfanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat, ayrılığın boynunu vursun

usul usul intizârı çürüten
bu hercai diken, bu çılgın arzu
sürüklüyor imkânsız muştuların
eşiğine gönül vâdilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefâsız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür
 


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=