medeniyetimiz - KAHRAMANLIK ŞİİRLERİ

 
medeniyetimiz
Ana Sayfa
Ahilik
Arif Molu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Dede Korkut Destanları
Ders Ders Bakmayın
Diline Sahip Ol!
Ebru
Güzel Dinimiz
Geleneğin Gücü
Hat
Kişisel Gelişim
Kuş Evleri
Kültür ve Medeniyet Kavramları
Lale ve Gül
Minyatür
Mizah
Müzik
Nevruz
Oğuz Kağan'ın Torunları
Osmanlı Medeniyeti
Örnek Şahsiyetler
Pardus
Problemler ve çözümleri‏
Projelerim
Sayokan , Spor ...
Sosyal Sorumluluk Projesi
Şiiristan
=> ÖZLEM ŞİİRLERİ
=> KAHRAMANLIK ŞİİRLERİ
=> Şiir Dinle
=> Nurullah Genç
=> Efkan Doğan
=> Sezai Karakoç
=> Abdurrahim Karakoç
=> Yavuz Bülent Bakiler
=> Şiir Sunuları
=> Cahit Zarifoğlu
=> Necip Fazıl Kısakürek
=> Türkiyem , Dr. Mehmet Güneş
=> Anneler Günü Şiir Dinletisi
=> Tarih ve Şiir Dinletisi
=> Sivasspor Marşı
Tıp
Türk Birliği
Türk Piramitleri
Veli Kitabı
Güzel Siteler
Yabancı Ülkelerdeki Türk Milletvekilleri
Türk Lirası'nın simgesi
Ziyaretçi Defteri
Kemal Sunal Filmleri Özelinde Eski Türk Filmlerinin Zararları
Yerli-Milli Yazılımlar
   





 

ŞEHİDİN DESTANI

 

Hükmü var güneşi örten yüzlerin

Yapışır soğukluk bir nasır gibi

   Murat’ın alnından öpmekse seni

   Güneşi koynunda sakla sır gibi

   Yıldız için açıp korkma kardelen

   Kan rengi gölgeni yakma kardelen

   Geceler ayazlanır yaprak oynamaz

   Senin dallarına kızıllık düşer         

Buzun terlediğine kimse inanmaz

Bilmezler içinde bir garip pişer

Baharı yazlara ekle kardelen

Beni zemheride bekle kardelen

Bağların üstünde çığ gibi geçti

Gördüğün bahçıvan hissizliğini

Bülbülün dilini doğradın geçtin

Seyrettim güllenin sessizliğini

Sen olsa feryadım dinmez kardelen

Bunu yaşamayan bilmez kardelen

Kıskanır kökünü bir gün sökerler

Muhabbetten öte bir hasret kalır

Güneşin üstüne toprak dökerler

Kan süzer kâinat ruhlar ıslanır

Yüreğin dalında kaldı kardelen

İçimi bir korku aldı kardelen

Ben Anadoluyum sen toprak yüzlüm

Erenler kokuna aşına senin

Bir gün ayırmaya gelirse ölüm

Kendimi bağlarım naşına seni

Ayrılıktır ölüm asıl kardelen

Ben nasıl yaşarım nasıl kardelen

Sen olsa feryadım dinmez kardelen

Bunu yaşamayan bilmez kardelen

Bilmez kardelen

Bilmez kardelen

                                                      ARİF NAZIM

 


 

Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri

Kalktı göç eyledi Avşar elleri,
Ağır ağır giden eller bizimdir.
Arap atlar yakın eder ırağı,
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.

Belimizde kılıcımız Kirmani,
Taşı deler mızrağımın temreni.
Hakkımızda devlet etmiş fermanı,
Ferman padişahın,dağlar bizimdir.

Dadaloğlu'm birgün kavga kurulur,
Öter tüfek davlumbazlar vurulur.
Nice koç yiğitler yere serilir,
Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.

                              DADALOĞLU



 
 

             


 

 



SAKARYA TÜRKÜSÜ

 

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük-küçük kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah eyvah, Sakarya’m, sana mı düştü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük! ..

         Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! 
         Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? 

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan ;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

       Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, 
       Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! 

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağı’nı assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!

       Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; 
       Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

                                                                          

                           

                              NECİP FAZIL KISAKÜREK

                                                       ÇİLE

 

 

 

ANADOLU DOLUYUM

Ben çöller fırtınası
Ben anaların yası
Ben tarihlerin yoluyum

Vurulmuş saldırmışım
Düşeni kaldırmışım
Gariplerin sağ koluyum

Türkü söyler dillerim
Nasırlıdır ellerim
Ben söğütlerin dalıyım

Ben gönüller bekçisi
Dertlerin emekçisi
Ben Anadolu doluyum

Ben dünlerin yarını
Köroğlu'nun torunu
Ben Çamlıbel, ben Bolu'yum

Yüreğim Çatalca'dır
Bakışım kartalcadır
Ufuklara sevdalıyım

Türkü söyler dillerim
Nasırlıdır ellerim
Ben söğütlerin dalıyım

Ben gönüller bekçisi
Dertlerin emekçisi
Ben Anadolu doluyum

Uğur Işılak  



DESTAN
İstiklal harbinde biz bu vatanı
Başı başa vere vere kurtardık
İnanmazsan git konuştur atanı
Kara günler göre göre kurtardık

Unuttun mu emeğini atanın
Deden yok mu senin şehit yatanın
Bütün çevresinde nurlu vatanın
Cesetten ağ öre öre kurtardık

Türk kadını koştu kazma kürekle
Mermi çekti kucağında bebekle
Kara barut ile dolma tüfekle
Topa karşı dura dura kurtardık

Devletlerle açılmıştı aramız
Dövüşmekten başka yoktu çaremiz
İlaçsız doktorsuz kendi yaramız
Gömlek yırtıp sara sara kurtardık

Pes etmedik devletlerin birine
Nöbet tuttuk subayından erine
Top, tüfek, süngü, mermi yerine
Sopa ile vura vura kurtardık

Sırrımızı yad ellere açmadık
Candan geçtik yurdumuzdan geçmedik
Kurşundan süngüden dönüp kaçmadık
Göksümüzü gere gere kurtardık

Mehmetçik süngüyü taktı sılada
Kaldı düşmanların başı belada
Sakarya, İnönü, Çanakkale’de
Nice çember yara yara kurtardık

Büyük bir kumandan var idi başta
Küçük büyük asker idik her yaşta
Kars’ta, Erzurum’da, Sarıkamış’ta
Yüz bin şehit vere vere kurtardık

Çok şükürler olsun kalmadık yasta
Düşmanlar sanmıştı Türkleri hasta
Ankara, Erzurum koca Sivas’ta
İstişare kura kura kurtardık

Bak ne dersler verdik Türk’e çatana
Ne olaylar yaptık çalım satana
Maraş, Gaziantep, Mersin, Adana
Kanımızı sere sere kurtardık

Sorarsan Türklerin aslı nereli
Fatih, Yavuz, Alparslanlar sıralı
Hedefimiz Akdeniz’dir ileri
Domuzları süre süre kurtardık

Habip KARAASLAN

 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=